Solice Technologies
Anasayfa    Hakkımızda    Maestro    VisionSmart    İletişimEnglish
Maestro nakit işleme platformu merkezi vezne, para nakil ve ATM yönetiminde verimlilik ve güvenliği birlikte olanaklı kılıyor.

Maestro Cash Processing

Maestro
Maestro CiT Office
Maestro CiT Mobile
Maestro Process
Maestro ATM
Maestro Cooperate
Erk Armored Başarımız
Bankacılık Yazıları
Başvuru Kütüphanesi

Engin Akalın ile
Değerli Eşya ve Para Taşımacılığı
Üstüne Söyleşi

E.A.: Engin Akalın, Genel Koordinatör, Erk Armored Güvenlik Hizmetleri A.Ş.
S.T.: Solice Technologies

S.T.: Engin Bey, Akbank'ta çalıştınız, üst yönetim kademesine kadar geldiniz. Kazandığınız deneyimlerinizle Erk Armored'da Genel Koordinatör olarak görev yapmaktasınız. Sizden, CiT sektörünün bankalardaki geçmişi hakkında genel bir bilgi alabilir miyiz? O zamanlar bankalarda bu konuda işleyiş nasıldı?

E.A.: 80'li yıllardan itibaren enflasyona bağlı olarak paranın değeri arttıkça, paranın bir an önce Merkez Bankasına ya da diğer bankalara yatırılması, müşterilerden de zamanında toplanması karlılık yönünden çok önem arz eder hale gelmişti. Şube personeliyle yapılan para nakilleri ile bunun sağlanması olanaksızdı. O zamanlar Türkiye'de kurulmuş taşıma firmaları ve destek kuruluşları olmadığı için, bankalar kendi içlerinde bu işi organize etmek suretiyle çözdüler. Zaman içersinde geliştirerek kendi organizasyonlarını kurdular. Böylece hem şubeler arasındaki para ihtiyaçlarının karşılanması, hem müşterilerden para toplanması hem de daha sonraki dönemlerde devreye giren ATM ikmallerinin sağlanması mümkün oldu.

Engin Akalın, Genel Koordinatör - Erk ArmoredS.T.: Tüm bu işler kağıt üzerinde yürüyordu, değil mi?

E.A.: Tabii... Telefonla gelen talepler üzerine şubelerin ihtiyaçları bir gün önceden genellikle belirlenemiyordu. O gün öğlene kadar daha ziyade telefonlarla bilgiler alınıyordu ve o bilgilere göre Merkez Bankasından çekilen paralar ve merkezde diğer şubelerden toplanan paralar değerlendirilip, bunların nerelere dağıtılacağı planlanıyordu. Yani sabahtan genelde toplama işlemleri, öğleden sonra da dağıtma işlemleri yapılıyordu. Saat 16'dan sonra tekrar toplama işlemleri yapılabildiği kadar yapılıyordu ki sabahın iş yükünü biraz daha azaltabilelim diye.

O arada bu işin bir başka boyutu da, hazinenin elindeki nakit imkanları bilmesi olanağının sağlanmasıydı. Hazine ne kadar erken, elinde kullanılabilir fonlar olduğunu bilirse bunu o gün veya ertesi gün o ölçüde kullanıma sunabiliyordu veya müşteri taleplerini karşılamada tedbirli davranabiliyordu (Tabii Merkez Bankasından destek alma suretiyle). Bilginin toplanması, planlanması, organizasyonun sağlanması genelde bir önceki günden başlayıp ertesi güne kadar süren bir süreç oluşturuyordu. Sonraları bu iş paranın aynı gün toplanıp yatırılıp bitirilmesini hedefleyecek şekilde sürat ve ivme kazandı. Bu ivmenin gerekçesi de enflasyonun para değerindeki yarattığı kayıplardır. Yani bir günlük faiz kaybı, bankanın topladığı para, günlük faiz oranıyla çarpıldığında çok büyük rakamlara ulaşıyordu.

S.T.: Peki, böyle kağıt kalemle işleyen bir yöntemde, gün içinde belirli zamanlarda yapılan toplama, dağıtma gibi süreçlerde aksayan noktalar nelerdi?

E.A.: Aksayan nokta, öncelikle elde toplamanın getirdiği yanılgılardı. Yani o taleplerin yazılması, toplanması, bu toplamaların birleştirilmesi gibi işlemlerde insan kaynaklı hatalar oluşuyordu. Telefondan kaynaklanan gecikme hataları oluyordu. Seksenli yıllardan sonraki dönemlerde bankaların organizasyon yapısı değiştirildi. Oluşturulan merkezi vezneler, önceden sadece şehir içi toplama ve dağıtımları planlıyorken (Örneğin İzmir, İstanbul, Ankara kendi işlemlerini yapıyorken) zaman içinde tüm noktaları kontrol eder, onları da yönetir hale getirildi. Merkezi Vezne Müdürlükleri, İstanbul'da sadece 1, 2 ya da 3 bölgede -bankaların yapısına göre- değişik faaliyetler gösteriyorken, 10-15 bölgede Türkiye çapındaki hareketleri kontrol eden merkezler haline getirildi.

Zaman içersinde araç takip sistemleri, ATM'lerdeki paraların bitmesini takip eden sistemler, bilgisayar alt yapısı geliştikçe kasalardaki mevcutları görebilme olanakları ortaya çıktı. Yatırılan paralara aynı gün valör verilmeye başlanması günlük hareketleri daha da hızlandırdı. Burada eksik olan, o paranın, o şubenin aynı veya bir başka müşterisi tarafından yarın çekileceği bilgisinin olmaması idi. Yani, şube o parayı kasasında tutuyor, ama zaten vermesinin bir anlamı yok. Çünkü o gün veya ertesi gün müşteriye verecek. Tabii ertesi sabah müşteri geldiğinde para yok denemeyeceğinden şube o parayı elinde tutuyordu. Bu da üst müdürlük ve şubeler arasında anlaşmazlık doğuruyordu, çünkü müdürlük, mutlaka paranı sıfırlayacaksın ya da sıfıra yakın bir noktaya getireceksin diyordu.

Sonraları ATM'lerdeki paranın gereğinden çok olduğu (çünkü ATM'lerdeki paralar da kasadaki para gibi değerlendiriliyordu) gibi görüşler oluşmaya başladı. Tabii bunların optimizasyonu bilişim altyapılarının ve yazılımların yeterli seviyede olmaması nedeniyle gerçekleştirilemiyordu. Zaman içerisinde bu sistemler geliştirildi. Bugün banka sektöründe bu işlemlerin kısmen yapılabildiğini görüyoruz. Fakat bugün bankacılık öyle bir boyuta geldi ki, bankalar bu tür destek hizmetlerinde değil, başka konularda daha fazla aktif olmak zorundalar. Bu nedenle bu tür işlemleri dışkaynaklandırmaya (outsourcing) başladılar.

İlk önce az şubeli bankalar araç gereç yatırımı yapmaktansa bunları dışarıdaki firmalardan kaynaklandırdılar. Sanıyorum 94'ten itibaren para taşımacılığı amacıyla güvenlik firmalarında çalışmalar başladı. Bu konuda Türkiye Bankalar Birliği'nde yoğun çalışmalar yapıldı. TBB'deki çalışmalarda bir firmanın önerisiyle ve Merkez Bankasının katılımıyla yeni bir yapılanma tasarlandı, fakat sözkonusu firmanın taleplerinin çok yüksek olması nedeniyle tercih edilmedi.

Bir ikinci sebep de Merkez Bankası'nın bu konuda elini fazla taşın altına sokmaması idi. Biz diyorduk ki, taşıma firmasına nakiti verdiğimiz zaman Merkez Bankası'na teslim etmiş sayılalım; yani şubemden bu firma parayı aldığı zaman param Merkez Bankası zilyetliğinde olsun. Fakat bu öneri kabul edilmedi. Zaman içersinde de Tükiye Bankalar Birliği bu işin peşini bıraktı. O günlerde Merkez Bankası'nın İstanbul'da tek şubesi vardı ve paralar tek merkezde alınıp bırakılıyordu (TL olarak bahsediyorum). Bizim taleplerimize paralel olarak TBB'nin zorlamasıyla ve sanırım bir kısım maliyetleri yine TBB'nin üstlenmesiyle Anadolu yakasında bir Merkez Bankası ofisi daha açıldı. Zaman içersinde Anadolu'da Merkez Bankası şubesi olmayan illerde Ziraat Bankası'nda Merkez Bankası depo hesapları açmak suretiyle bankaların oraya para yatırıp çekebilmesi sağlandı. Yani Merkez Bankası bir kısım bankaların lehine olsa da bir yaklaşım geliştirdi. Lakin bu da yeterli değildi. Hala bazı şehirlerde Merkez Bankası şubesi de, depo hesabı da yok. Bankalar para taleplerini başka ildeki kendi nakit merkezlerinden ya da Merkez Bankası'ndan alıp ihtiyaç olan noktalara götürmek, fazlası olan yerlerden de alıp tekrar kendi merkezlerine ya da Merkez Bankası'na taşımak zorundalar. Dolayısıyla bu hareketlilik Anadolu'da yoğun bir şekilde sürüyor.

S.T.: ATM'lerde parayı minimum seviyede tutmaktan bahsettiniz. Sadece minimum seviyede parayı tutmak mı optimizasyon, başka ne şekillerde optimizasyon gerçekleştirilebilir sizce?

E.A.: Bu bahsettiğim ikinci öncelik olmalı. Birincisi müşterinin memnuniyeti. Mutlaka makinenin çalışır halde tutulması, içinde para bulunması ve müşteri talebinin o anda karşılanması amaçlanmalıdır. Optimizasyon derken belki gün içerisinde 3 defa ATM'in doldurulması gerekebilir. Örneğin emniyet mensuplarının maaşlarını ödeyen bir ATM'niz var, 3 vardiyalı çalışıyorlar, gece 24'te çıkanların hepsi maaş ödeme gününde 00:15'de ATM önüne dizilirdi. ATM kasetlerini tamamen doldursanız bile yetmiyordu. Bu nedenle yanyana birden fazla ATM koymaya karar veren bankalar oldu. Nakit kasetlerinin gün içerisinde 2-3 sefer doldurulması gündeme geldi. Bazı ATM'lerde de para kaseti 3 ay boyunca gidiyor. Dolayısıyla kullanımla orantılı olarak veya kullanımın günlere ve saatlere dağılımıyla ilgili olarak planlamaların yapılması ve belirlenmiş gün ve saatlerde dolumun yapılması gerekiyordu. Bunlar sınama yanılma yoluyla, deneyimle ve elle öğreniliyordu. Böylece en düşük maliyetle en yüksek hizmet sunumu sağlanmaya çalışıldı.

S.T.: Peki, CIT sektörüne geri dönersek, değerli eşya ve para nakil (nakit taşıma) sektörüne. Bu sektörün tamamıyle otomasyonunu gerçekleştirebilecek bir yazılım sizce nasıl olmalı? Bu yazılım içerisinde nerler olmalı, nelerin otomasyonuna ihtiyaç duyuluyor?

E.A.: İki-üç aşamalı olarak bakarsak, birincisi iş programlarının hazırlanması lazım, ihtiyaç olan yerlere göre rotanın belirlenmesi ve bu rotaya göre rasyonel rota planlarının ve iş emirlerinin çıkarılması, mükerrer işlemlerin önlenmesi, azaltılması, daha rasyonel bir ölçümleme ile ATM ikmallerinin sağlanması. Keza ATM bazında bakarsak, ATM'lerin aktif olma zamanlarının arttırılması, izlenmesi ve aksaklıklara anında müdahale edilmesi. Ülke çapında baktığınızda da bunların banka dışı kuruluşlar tarafından kurulum, bakım ve nakit beslemesinin sağlanması halinde maliyetlerin düşürülmesi gibi ihtiyaçlar var.

Bugün ATM'lerin, kioskların ve veri hatlarının ortak kullanımı Türkiye'de hala sağlanamayan bir şeydir. Esasında Türk bankacılık sektöründe hem ülke ekonomisinin dışa bağımlılığını azaltacak rasyonel ortak kullanımların hem de müşteriye etkin hizmet sunacak dağılımın sağlanabileceği inancındayım. Bugün Türkiye'de kaç tane ATM vardır tam olarak bilemiyorum ama herhalde onbeşbinin üzerindedir. Bu onbin ATM tüm bankalar tarafından ortak kullanılacak olursa, Türkiye'de halkın erişebileceği noktalara daha çok yayılım sağlanması ve bunların ikmal edilmeleri çok daha kolay olur. Üstelik bankalar açısından maliyetler çok düşük gerçekleşir, atıl makine yatırımı yapılmaz. Yani, gördüğüm kadarıyla, bankalar arasındaki kör rekabet, hem döviz israfına yol açan, hem de banka maliyetlerini artıran bir yapı oluşturmuş.

S.T.: Teşekkür ederiz.