![]() |
|
![]() |
|
|
Aylaklığa Övgü ya da Y Teorisi Üzerine Yıllarca gazetelerin insan kaynakları eklerinde, çeşitli sektör dergilerinde benzer yazılar okudum, okuduk. Türkiye'nin önde gelen şirketlerinin genel müdürleri, bölge direktörleri, üst düzey yöneticileri aynı şeyleri söylediler. Özellikle BT sektörü yöneticileri liderlik ettiler yıllarca bu söylemlere. Dediler ki mesela: "Bizim firmamızda çalışanın iyi niyetli olduğuna inanılır, onlara inisiyatif verilir. Yetki ve sorumlulukları dengelidir. Eğer bir çalışan o gün işe gelmediyse canı istememiş olabilir ve buna saygı duyulur." Vesaire vesaire.
İş hayatıma başladığım yıllarda bu cümleleri sarfeden yöneticilerin bulunduğu şirketlerde çalışmayı isterdim hep. Üstelik böyle şirketler de vardı. Çünkü arkadaşlarımın arkadaşları bu tip şirketlerde çalışıyorlardı. Ben de Y teorisine inanan yöneticilerle çalışacak kadar şanslı bir geleceğe sahip olabilecek miydim? Akıl Oyunları filminde John Nash'in küçük kızın aradan geçen yıllara rağmen hiç büyümediğini farkettiği ve halüsinasyon gördüğünü anladığı an gibi bir an yaşadım ben de sonra bir gün. Birden bire farkettim ki bu tip şirketler vardı ve o şirketlerde hep arkadaşlarımın arkadaşları çalışabildi. Ne ben ne de herhangi bir arkadaşım bu şirketlerin kapısından geçmeyi başarabildik. Acaba halüsinasyon mu bu ideal şirketler diye düşündüğüm sıralarda o zaman çalıştığım kurumun genel müdürünün de bir dergide benzer bir ropörtajı yayınlandı. Ancak o yazıyı okuduğumda anladım aslında o harika şirketlerden birinde çalıştığımı. Bizim ofiste de çalışana inisyatif veriliyormuş; o yazıyı okuyana kadar bilmiyordum. Sonra isteyen istediği saatte ofise gelip istediği saatte çıkabilirmiş; bunu da daha önce kimse söylememişti bana. Üstelik ofisimizde kesinlikle alt-üst ilişkisi olmadığını anlamamışım o güne kadar, bilsem ben de kendi doğrularımı ifade ederdim açıkça. O zamanki genel müdürümün verdiği ropörtajda beni en çok eğlendiren nokta ise kurduğu tüm cümlelerin alıntı olmasıydı. Büyük matematikçi ve felsefeci Bertrand Russell'ın Aylaklığa Övgü adlı kitabını yeniden okur gibiydim ropörtajın her yeni satırında. Martı Jonathan Livingston Olmak adlı yazımda anlattığım gibi dahiyane fikirler üretebilmek için kalıpların dışına çıkmak ve aklı özgür bırakarak düşünmek gerekiyor en çok. Detayların içinde boğulmak yerine arada bir büyük resme en tepeden bakabilmek olmazsa olmazı bu işin. Tabii bunu başarabilmek için de daha dingin bir akla, daha duru düşüncelere ihtiyacımız var. İşte Bertrand Russel da tam olarak bundan bahseder Aylaklığa Övgü'de. Yani işleyen demirin o kadar da ışıldamadığını, insanların çok çalışarak aslında bir noktadan sonra körleşmeye başladığını, ilginç fikirler üretmek için aylak zamanlara gereksinim olduğunu. Gerçekten de öyle değil mi ? Newton mesela; yerçekimini aylaklık edip elma ağacının altında uyukladığı bir gün buldu. Arşimet suyun kaldırma kuvvetini hamam sefası yaparken farketti. Bugün başarılı olmuş pek çok proje fikrini, çevreyi gözlemleme, olaylar üstüne düşünme ve birbirleriyle ilişkileri irdeleme lüksüne sahip kişiler üretmiştir. Eh, bu lükse de aylaklık edenler sahiptir sadece. Günün on altı saatini tek bir noktaya odaklanarak geçiren herhangi bir çalışanın yaratıcı fikirler üretmesini bekleyemezsiniz. X teorisine inanan bir yöneticinin yarattığı baskı bile tek başına çalışanların iş fikirleri üretmesinin önünde önemli bir engel olabilir.
Böyle bir ortamın istismar edilme riski elbette vardır. Öyle olsa bile nihayetinde çalışanları da yöneticiler seçmiyor mu ? Yanlış yapılan çalışan seçimleri için yöneticinin kendisini değil diğer çalışanları cezalandırmasında yine de bir tuhaflık yok mu ? Ne dersiniz?
(*) McGregor'un X ve Y Teorisi'ne göre çalışanlar ikiye ayrılırlar: |
| © 2007-2008 Solice Technologies. Her Hakkı Saklıdır. | |